Döşeğimde Ölürken, Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar.
Döşeğimde Ölürken
Yazar: William Faulkner
Çevirmen: Murat Belge
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 222
20. yüzyılın büyük modernist romancılarından William Faulkner’ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt.
Ölüm döşeğinde olan Addie, kırk mil uzaklıktaki Jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. Addie’nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen Bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. Döşeğimde Ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan elli dokuz bölümden oluşur. Ailenin öfke, üzüntü, endişe ve tutku dolu serüveni karakterlerin zihninden geçen akışın ritmiyle birleşir. Bilinçlilik akışı tekniğini çarpıcı bir yetkinlikle kullanan Faulkner’ın karakterlerinin “gözleriyle sesi kendi içine dönüp ağlayışını dinlemeye koyulmuş gibidir”. Düzyazıyı şiirselleştirmekte sıradışı bir yeteneği olan Faulkner’ın bu romanı, sezgilerin, duyarlıkların, iç seslerin, boşlukların destanıdır.
“Döşeğimde Ölürken’in bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün roman olduğu söylenebilir. Faulkner, 20. yüzyılın en büyük romancıları arasında.”
Harold Bloom
Her Çıkışın Bir İnişi Vardır
Yazar: Flannery O’Connor
Çevirmen: Tomris Uyar
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 256
Her Çıkışın Bir İnişi Vardır’da yine dokuz güzel öykü var. Karakterlerin hepsi insani zaaflardan fazlasıyla nasibini almış saplantılı tipler: Kimi erdemli olmayı, kimi iyilik yaparak başkalarını “kurtarmayı”, kimi değişime ve ilerlemeye ayak uydurmayı, bazıları da ırkçılık gibi sosyal sorunları dert edinmiş ya da ölüme kafayı takmış insanlar. O’Connor bu karakterlerin kendilerini içine düşürdükleri durumları tasvir ederken, anlatı kazanına bolca ironi, epeyce gerilim, biraz trajedi, bir çimdik de komedi katıyor. Böylece, evet hayli karanlık, ama okuması keyifli öyküler çıkıyor ortaya.
Hadi, Yarın Görüşürüz
Yazar: William Maxwell
Çevirmen: Çiğdem Erkal İpek
Yayınevi: Jaguar Kitap
Sayfa Sayısı: 155
Lloyd Wilson’ın öldürülüşü birçok şeyle birlikte, zanlının oğlu ile komşu çiftlikte yaşayan, aynı yaşlardaki bir çocuk arasında doğmaya başlayan arkadaşlığın da son bulmasına neden olur. Aradan yıllar geçer, hatta yarım yüzyıl… Komşu çocuk, neredeyse yaşlı bir adam haline geldiğinde meşum olayı tekrar hatırlar. Fakat elinde bilgi kırıntılarından ve birkaç soluk anıdan başka bir şey olmadığını fark edince gerçekleri yeniden inşa eder. Boşlukları yavaş yavaş doldurur. Yaşanmış bir zamanı tekrar kurar zihninde. Hatta öyle bir kurar ki, sonunda “kurgu” sözcüğünün somutlaşmış bir örneği çıkar. Sadece adli bir vakanın değil, hayatın boşluklarına nüfuz eden bir hayal gücünün büyüsünü sunar William Maxwell.
“Hadi, Yarın Görüşürüz, benim neslimin yazarlarını, kısa yazmamız ve bunu büyülü bir şekilde (çünkü Maxwell’in romanı oldukça büyülü bir şekilde derin olmakta mahirdir) yapmamız gerektiği hakkında epey düşündürmüştür. Fakat Tanrı’m, nasıl bir model var önümüzde! Rüzgârı şişelemek daha kolay olurdu. İnsanın cesaretini kıracak kadar örnek alınması zor bir niteliği var: Büyüklüğü basitmiş gibi gösteriyor.”
Richard Ford
“Maxwell’in sesi, Amerikan edebiyatının en bilge aynı zamanda da en nazik seslerinden biridir.”
John Updike
İyi İnsan Bulmak Zor
Yazar: Flannery O’Connor
Çevirmen: Tomris Uyar
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 256
İyi İnsan Bulmak Zor, yirminci yüzyıl Amerikan edebiyatının en ilginç isimlerinden biri olan ve “güney gotiği” diye adlandırılan akım içinde başarılı eserler veren Flannery O’Connor’ın on öyküsünü içeriyor. Tekinsiz bir atmosferin hâkim olduğu bu öykülerde, insan doğasının pek hoş olmayan ama bir o kadar da gerçek yönleri gözler önüne seriliyor.
O’Connor’ın karakterlerinin çoğu sempati duyulamayacak kadar rahatsız edici, ama onları ilginç kılan tam da bu. İyi veya kötü diye sınıflandırılmaya şiddetle direnen karakterler söz konusu burada; ahlak terazisinde hangi kefenin ağır basacağını kestirmek kolay değil. Zira okuru bencilliğin, riyakârlığın, cehaletin ve hatta sırf zevk için yapılan kötülüğün dünyasına buyur eden O’Connor ahlak, dindarlık, iyi ve kötü gibi ikircikli konularda bildik klişeleri yerle bir ediyor ve neredeyse tedirgin edici, afallatıcı bir nesnellik sergiliyor. Grotesk karakterlerle dolu bu grotesk dünya, “karanlık”la yüzleşmekten korkmayan edebiyatseverlere doyurucu bir okuma vadediyor.
Alaycı Kuş Bana Şans Dile
Yazar: Charles Bukowski
Çevirmen: Avi Pardo
Yayınevi: Parantez Gazetecilik ve Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 208
sefil odalarda
amaçları sizinkinden daha iyi olan
salak şarapçılarla içtim
gözlerinde hâlâ biraz ışık
seslerinde hâlâ biraz hassasiyet vardı
ve sabah olduğunda
hepimiz berbat durumdaydık ama hasta değildik,
yoksulduk ama kandırılmamıştık,
ve yataklarımıza uzanıp
öğleden sonra kalktık
milyonerler gibi.
Charles Bukowski açık yürekli, dobra sözlerle acıyı, nefreti, sevgiyi ve güzelliği yazıyor. Bir ömür boyu biriktirdiği hayat deneyimini kendi yaşadıklarından ve sıradan gibi görünen olaylardan yola çıkarak anlatıyor.
Kendine Ait Bir Oda
Yazar: Virginia Woolf
Çevirmen: İlknur Özdemir
Yayınevi: Kırmızı Kedi
Sayfa Sayısı: 128
“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı… Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.”
Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi’ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus’u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë’den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına; Shakespeare’in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.
“Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır,” diyen Virginia Woolf’un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.
Günü Yaşa
Yazar: Saul Bellow
Çevirmen: Hasan Fehmi Nemli
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 139
Modern bireyin açmazlarına trajedi ve mizah duygusuyla ışık tutan Günü Yaşa, Nobel edebiyat ödüllü Saul Bellow’un başyapıtlarından biri. Aktörlük, evlilik ve iş hayatında başarısız olan Tommy Wilhelm, kişisel tarihini baştan aşağı sorgulamaktadır. “Bu, dünya değil; bu, bir tür cehennem” diyecek kadar umutsuzdur gelecekten. Kendi iradesiyle değiştirebileceği çok az şey olduğunu düşünmektedir.
“Göğsünün içinde yanlışın sıkıca atılmış bir düğümü vardır.”
Babası, kız kardeşi, karısı ve oğullarıyla ilişkisi yalnızlık ve suçluluk duygusunu daha da derinleştirir. Çektiği acıları, içinden çıkamadığı sorunları, benliğini ele geçiren yabancılaşma duygusunu aşmak için “burada ve şimdide” tutunmanın bir yolunu ararken suçluluk duygusu, bencillik, kibir ve yabancılaşmanın modern zamanları çepeçevre saran bir insanlık hali olduğunu anlar Tommy. Günü Yaşa, modern bireyin fay hatlarını sergileyen, çarpıcı bir anlatı.
“Bellow, Amerikan edebiyatının belkemiğidir.”
Philip Roth
“Saul Bellow, 20. yüzyıl Amerikan yazarları arasında devlerden biri, belki de tek devdir.”
J. M. Coetzee
İnsanın Esareti
Yazar: W. Somerset Maugham
Çevirmen: Tülin Er
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 800
Somerset Maugham’ın başyapıtı olarak kabul edilen İnsanın Esareti, Modern Library’nin 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz roman listesine dahil edilmiştir. Yazar, başlığını Spinoza’nın Ethica adlı yapıtının bir bölümünden aldığı romanında, gerçekle kurguyu iç içe geçirmiştir. Özyaşamıyla büyük ölçüde paralellikler taşıyan bu romanda; küçük yaşta öksüz kalıp akrabaları tarafından büyütülen, bir ayağı doğuştan sakat olan Philip’in uyum sağlamakta zorlandığı yatılı okul günlerinin ardından acılı olgunlaşma yıllarını anlatır. Önce muhasebeciliği deneyen, daha sonra sanat eğitimine yönelen Philip, en sonunda Londra’da tıp eğitimine başlar. Orada onu yıkıma sürükleyecek ve hayatını altüst edecek bir aşk macerası beklemektedir.
Yumuşak Makine
Yazar: William S. Burroughs
Çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 140
Beat kuşağının önemli temsilcilerinden William S. Burroughs bu kuşağın yazarlarının edebiyatta yaptığı devrimi bir adım daha ileri götürmek için çarpıcı bir üçleme yazar. Bu üçlemenin ilk kitabı olan Yumuşak Makine, okurları Burroughs’un içinde kutsal ya da tabu olan hiçbir şeyin bulunmadığı hayal dünyasının derinliklerine götürüyor. Sert, yaratıcı, özgür, eğlenceli, şiirsel bir tonun egemen olduğu bu dünya tüm klişeleri dönüştürürken her alanda sonsuz bir özgürlüğün kapılarını da aralıyor.
Nefret, parasızlık, savaş, baskı, aşk ve her tür bağımlılığın kol gezdiği bu dünyada tekinsiz bir yolculuğa çıkan okurları rahatsız edici, benzersiz, zorlu ve yaratıcı bir okuma serüveni bekliyor.
Swann’ların Tarafı
Yazar: Marcel Proust
Çevirmen: Roza Hakmen
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Combray’de günbatımı, alışkanlık, iyi geceler öpücüğü, Françoise, Léonie Hala, kilise, Adolphe Amca, pembeli kadın, bahçede kitap okuma, akdikenler, mehtapta gezinti, sonbahar yalnızlığı, arzunun doğuşu, Balbec, zambak kokan oda, Verdurin’ler ve müritleri, Swann’la Odette’in karşılaşması, Vinteuil’ün sonatı, Swann’ın aşkı, kasımpatları, kıskançlık, yalan, bekleyiş, müziğin dili, Champs-Élysées’de karlı günler, Gilberte, hayal kırıklığı, umut…
Çaya batırılan bir madlenle yeniden yakalanan, belleğin yaratıcı gücüyle yeniden canlandırılan bir geçmiş…
Kayıp Zamanın İzinde hem komik romandır hem trajik roman, hem serüven romanıdır hem şiirsel roman, hem düşlerin romanıdır hem de imgeler romanı…
“… tıpkı Japonların, suyla dolu porselen bir kâseye Kayıp Zamanın İzinde attıkları silik kâğıt parçalarının, suya girer girmez çözülüp şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut, şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M. Swann’ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne nehrinin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı.”
İlginizi Çekebilir: Kayıp Zamanın İzinde Serisi
Katip Bartleby
Yazar: Herman Melville
Çevirmen: Hamdi Koç
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 72
Herman Melville (1819-1891): Amerikan edebiyatının en büyük yazarlarından biridir. Küçük yaşta çalışmak zorunda kaldı, dört yılını denizlerde geçirdi. Bu tecrübesi tüm eserlerine, özellikle de en büyük eseri sayılan Moby Dick’e yansıdı. Moby Dick, Kâtip Bartleby, Benito Cereno, Billy Budd gibi bugün hepsi birer klasik olan eserler vermesine rağmen yaşarken pek ilgi görmeyen Melville, yirminci yüzyılın ilk yarısında âdeta yeniden keşfedildi.
İlk kez 1853 yılında Putnam’s Monthly Magazine’de tefrika edilen Kâtip Bartleby, 1856’da Piazza Tales adlı hikâye kitabında yayımlanmıştır. Melville bu kısa ama çarpıcı hikâyesinde “en iyi hayat en kolay hayattır inancına derinden bağlı” bir Wall-Street avukatının, “yapmamayı tercih eden” Bartleby’yi işe almasıyla bu inancının ve hayatının temellerinden sarsılmasını anlatır. Yirminci yüzyıl edebiyatını derinden etkileyen Bartleby dünya edebiyatının simge karakterlerinden biri, hayata karşı takınılan alabildiğine net bir tavrın ismidir. Kâtip Bartleby bir reddedişin, bir direnişin, nihayet insanın kendisi olarak kalma iradesinin ölümsüz simgesidir.
Zorbaların Elinde
Yazar: Flannery O’Connor
Çevirmen: Püren Özgören
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 207
Flannery O’Connor’ın, Bilge Kan’ın ardından, 1960 yılında yayınlanan ikinci ve son romanı Zorbaların Elinde, gotik duyarlılığın karanlık ve sürükleyici bir örneği oluşunun yanı sıra, hiciv dolu üslubu açısından da Amerikan edebiyatı için bir dönüm noktası sayılmaktadır.
On dört yaşındaki yetim Francis Marion Tarwater kendini bildi bileli İhtiyar Tarwater ile yaşamaktadır. Büyük dayısı onu eğitmekle kalmamış, hâlâ hayattaki diğer akrabası, kendisinin de yeğeni olan Rayber adındaki öğretmenin elinden de kurtarmıştır. Yaşlı adamın dediğine göre Tarwater’ın kaderinde peygamber olmak vardır ve ilk görevi öğretmenin oğlu Bishop’ı vaftiz etmektir. Dayısı öldüğünde Tarwater kendini diğer tüm çocuklar gibi normal bir hayat sürmesini ve kafasına zorla sokulan hurafelerden kurtulmasını isteyen Rayber’ın kapısında bulur. Fakat geçmişi, yaşlı adamın hayaleti ve kafasındaki tekinsiz ses onu bir an olsun yalnız bırakmayacaktır. Tarwater’ın kutsallık ve dünyevilik arasında yaşadığı ikilem O’Connor’ın şaşırtıcı ve dokunaklı üslubunda hayat buluyor. Zorbaların Elinde modern edebiyatın inançla beslenen en unutulmaz yapıtlarından biri olma özelliğini bugün de koruyor.
Flannery O’Connor, benim kuşağımın en büyük hikâyecisidir.”
Kurt Vonnegut
“20. yüzyılda ölümünün ardından edebi şöhreti Flannery O’Connor -ve bir istisna olarak Sylvia Plath dışında- kadar hızlı ve dramatik bir şekilde artan bir yazar daha yoktur, O’Connor’ın eserleri 1964’ten bu yana edebi kanonun bir parçasıdır.”
Joyce Carol Oates
Zombi
Yazar: Joyce Carol Oates
Çevirmen: Merve Sevtap Ilgın
Yayınevi: Siren Yayınları
Sayfa Sayısı: 184
Amerikan edebiyatının devi Joyce Carol Oates’un kaleminden tüyler ürperten bir seri katil hikâyesi: Zombi.
O, birilerinin oğlu, birilerinin erkek kardeşi; o, yolda yürürken yanından öylece geçip gittiğiniz biri. O, tüm diğer insanlar gibi, evrene atılmışlığın azabını çeken biri. Aynı zamanda gözünü kırpmadan can alan, cinayet ve işkence fantezileri kuran, kanla beslendikçe vahşet açlığı artan biri.
Sıradanın dehşetini, insanın karanlık yüzünü pervasızca yansıtan Oates, Zombi’de gelmiş geçmiş en vahşi seri katillerden Jeffrey Dahmer’ın gerçek yaşam öyküsünden esinlenerek kanınızı donduracak bir katil portresi çiziyor. Katilin sesini günlük benzeri bir anlatım içinde kullanarak cinayetlerin ardındaki zihnini ve eylemleri gözler önüne seren Oates, ustalığını konuşturuyor ve kolay kolay unutulmayacak bir katil profili yaratıyor.
Bram Stoker Ödülü’ne layık görülen Zombi, gerçekliğiyle ruhlara ve midelere dokunacak denli sert ve hazmı güç bir roman.
Tom Jones
Yazar: Henry Fielding
Çevirmen: Mina Urgan
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 1064 (2 Cilt)
Henry Fielding’in başyapıtı Tom Jones, 18. yüzyıl İngiliz hayatını, soyluları ve namussuzları, aşırılıkları ve erdemleriyle muazzam bir panorama halinde resmediyor.
Kapısına bırakıldığı iyi kalpli asilzadenin malikânesinde büyüyen yetim Tom Jones, komşunun ulaşılmaz ve güzel kızı Sophia Western’e vurulur; buna rağmen çapkınlıktan ve köyün kızlarını baştan çıkarmaktan da geri kalmaz. Söz dinlemeyen genç Tom nihayet kapı dışarı edilip gerçek kimliğinin ve alın yazısının peşine düştüğünde, İngiltere’nin kırlarından Londra’ya kadar uzanacak bir serüven de başlamış olur. Yazarı Fielding’in yaşam neşesini bulaştırdığı Tom Jones, neredeyse üç asır sonra bile İngiliz romanının en keyifle okunan, eğlenceli örneklerinden biri.
“Aradan geçen iki yüzyıl Fielding’in gerçekçiliğinden bir şey götürmedi. Mizah anlayışı bizim için, bulunduğumuz asırdaki herhangi bir yazarınkinden daha tanıdıktır.”
Kingsley Amis
Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı
Yazar: Pablo Neruda
Çevirmen: Sait Maden
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 112
Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı,1924 yılında yayımlandığında Neruda’yı bir anda Şili’nin en ünlü şairi haline getirirken, onu daha en baştan “aşkın açıksözlü ve şehvetli sözcüsü” kılmıştır. Genç âşığın başlardaki yoğun tutkuları sonraki şiirlerde yerini melankoliye bırakır. Aşk ilişkilerine dair hatıraları, Şili’nin güneyindeki bakir doğaya ilişkin hatıralarına karışır. Neruda, kadını doğayla bir tutan aşk şiiri geleneğini alıp “kozmik boyutlara” taşımıştır. Onun şiirinde kadın, evrenin gerçek gücüdür.
Son derece özgün ve incelikli imgelerle, eğretilemelerle bezeli bu şiirler, hiç kuşkusuz, bugün hâlâ dünyanın dört bir yanındaki âşıkların ve şairlerin esin kaynağıdır.
İsa’ya Göre İncil
Yazar: Jose Saramago
Çevirmen: E. Efe Çakmak
Yayınevi: Kırmızı Kedi
Sayfa Sayısı: 392
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago, tartışmalara yol açan romanı İsa’ya Göre İncil’de İsa’nın yaşamını ve Hıristiyanlığın hikâyesini kutsal kitaplardaki kronolojiye sadık kalarak, ancak farklı bir bakış açısıyla anlatıyor.
Anne rahmine düşmesinden başlayarak bir çocuk, bir genç olarak zayıflıklarını, öfkelerini, heyecanlarını, kararsızlıklarını ve Mecdelli Meryem’le olan aşk ilişkisini romanına yansıtırken İsa’yı, Tanrı’nın oğlu ve bir peygamberden ziyade insan olarak gösteriyor. İsa’nın ve Tanrı’nın üzerindeki kutsallık örtüsünü kaldırıyor ve böylelikle soru sormanın, sorgulamanın önünü açıyor. Din ve inanç adına yapılan şiddet dolu eylemlerle karanlık bir mesel; şaşırtıcı zenginlikleriyle ve derinlikleriyle dünyevi bir İncil olan bu roman, Saramago’nun ülkesini terk etmesine yol açmıştı.
“Orijinal, vahşi ve çok güzel bir kitap.”
John Butt
“Yazarın en iyi kitabı… Saramago’nun romanı, insanlığın ıstırabına karşı yoğun bir şefkatle dolu, olağanüstü, dokunaklı, inanışlara ters düşen bir anlatı.”
James Wood
“Vahşi bir zekâyla, yumuşak bir tutkuyla ve şiirsellikle aydınlatılmış.”
Times Book Review
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
Yazar: James Joyce
Çevirmen: Murat Belge
Yayınevi: İletişim Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 339
James Joyce’un yarı otobiyografik bu romanı, genç Stephen Dedalus’un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor.
Joyce’un İrlanda’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından esinlenerek kaleme aldığı bu anlatı, sanatçının bağımsızlığını ilan etmesi için ailevi, kültürel ve milli değerlerini sorgulamasını ele alıyor. 19. yüzyıl sonunda Dublin’de dünyaya gelen Stephen Dedalus’un bilinci, İrlanda’nın tarihî ve siyasi hareketleriyle, Katolik Kilisesi’nin kültürü ve değerleriyle yoğrulmuştur. Roman boyunca entelektüel, cinsel ve manevi gelişimini adım adım izlediğimiz Stephen, aldığı dinî eğitim ve ilkgençlik yılları boyunca kendisini öğretmenlerinden, ailesinden ve çevresinden ayrı tutanın ne olduğunu fark edeceği bir uyanış anına doğru ilerlemektedir.
Sanatçı’nın Bir Genç Adam Olarak Portresi, Dublinliler’in sosyal gerçekçiliğini Ulysses’in sembolizmine bağlayan bir halka niteliği taşıyor.
“Joyce tek eliyle 19. yüzyılı yerle bir etti.”
T. S. Eliot
Tüm İnsanlar Gibi
Yazar: Samuel Butler
Çevirmen: Nihal Gökçe
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Sayfa Sayısı: 487
Samuel Butler’ın kuşkusuz en önemli yapıtlarından biri. Pontifex ailesinin üç neslinde vücut bulan Viktoryen burjuva değerlerinin ağır eleştirisinin yapıldığı bu kitap, bize aynı zamanda erdem, mutluluk ve bireysel özgürlük gibi değerleri sorgulatıyor. Yazıldığı dönem göz önüne alındığında kitabın ne kadar devrimci bir nitelikte olduğunu söylemek gerek, belki de bu yüzden Butler bu kitabı yayınlatmak için ölmeyi beklemiş.
“Bazıları hayatlarının en mutlu döneminin okul günleri olduğunu söyler. Belki bu doğrudur; ama böyle diyen birini duyunca hep şüpheyle yaklaşırım. İnsanın şu anda bile mutlu olup olmadığını söylemesi zorken, hayatının farklı dönemlerinde ne kadar mutlu ya da mutsuz olduğunu karşılaştırması ne kadar mümkin olabilir? En fazla şunu söyleyebiliriz: Çok perişan vaziyette olduğumuzun açıkça farkında olmadığımız sürece iyi kötü mutlu sayılırız. Pek fazla olmadı, bir gün Ernest’le bu konuyu konuşuyorduk, ‘Şimdi o kadar mutluyum ki hayatta hiç bundan daha mutlu olmadığımdan eminim, daha da mutlu olmak istemem,’ dedi…”